10 Mart 2014 Pazartesi

TAŞ OCAKTA TÜRK KAHVESİ




   Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı kalırmış , derler ya. Türk kahvesini çok severim ben , yalnız içtiğim , sevdiceğim çok kahve sevmez ama artık alışıyor :) yani kahvenin yanında bana eşlik edecek herkesle içmeyi severim kahveyi.
   Eve gelen misafire kahve ikram etmek güzel ve naif bir alışkanlık. Herkes alışsa keşke. Bu bir kültürdür ki taa Osmanlıdan gelen.
  Biliyormusunuz Osmanlı zamanında misafire kahve ikram edilirmiş yanında su ile. Eger önce suyu içerse misafir derhal sofra kurulup karnı bir ğüzel doyurulurmuş, yok direkt kahve içmeye başladıysa karnının tok olduğu anlaşılıp, sofra kurulmazmış.
  Velhasıl kelam kahve kültürünü canlandırmak lazım.

Kahvenin hatırıyla ilğili de bir hikaye var ki ,sizinle paylaşayım.

   Vaktiyle istanbul'da yemiş iskelesi'nde kahvecilik yapan ve başından türlü maceralar geçtikten sonra âmâ düşen bir adamdan naklen üsküdarlı halk şairi vasıf, ondan da naklen reşad ekrem şöyle kaydediyor       Bu adamın bir gün kahvehanesine bir yeniçeri gelip,
– hey arkadaş! müşterilerine birer kahve yap, lakin şu kafire yapma! demiş.kafir dediği de bir köşede oturup nargile içen bir rum gemi kaptanı imiş. ama, hiç süphesiz ki o zaman gözü açık, birer kahve yapıp vermiş. en sonra da iki kahve yapıp
- kaptan, biz de seninle içelim; diye rum müşterinin yanına oturmus.
 yeniçeri,
– heeyy! ben sana o kafire kahve yapma diye tembih etmedim mi? diyince kahveci de,
– kaptana yaptığım kahve senden degil, ocaktandır ağa! cevabını vermiş.aradan zaman geçmiş. sisam adasında büyük bir isyan baş göstermiş. kahveci de yeniçeri ocağında kayıtlı asker olduğu için adaya sevk edilmiş. askerin arasında suyu bulduğuna göre sisam'da asi olan rumlar, ele geçirdikleri türk esirleri bir meydanda müzayede ile satarlar, arttırıp alan da hemen boğazlayıp kesermiş. müzayede ile esir satmaktan kasıtları da, isyan hareketini beslemek için bir nevi yardım toplamakmış.
Gün gelmiş, yemiş iskelesi'nin kahvecisi de rumların eline esir düşmüş ve diğer esirlerle birlikte o meydanda satışa çıkarılmış.
İstekliler kaç kişi ise karşılarına dizilmişler, bekleşirler miş...
o sırada tepeden tırnağa silahlı bir rum gelmiş. bunları gözden geçirdikten sonra bir iskemleye oturmuş. müzayede de başlamış. ilk, bir paradan başlarlarmış. bir can da beş paraya, on paraya kadar çıkarmış. sıra kahveciye gelince iskemlede oturan o sılahlı adam yekden,
– beş kuruş! diye bagırmış.arttıran olmayınca da esiri alıp bir muhafız nezareti altında şehirden çıkarmış. zavallı kahveci, "beni beş kuruşa aldıgına göre kimbilir ne gibi iskencelerle öldürecek." diye düşünürken, ıssız bir yerde o silahlı rum
-korkma, demiş, sen beni tanımadın ama ben seni tanıdım.
hani bir yeniçeri bana hakaret ettigi zaman sen onu dinlemeyip bana kahve ikram eden yemis iskelesi'ndeki kahveci degil misin?

Kucaklaşıp öpüşmüşler...


Sevdiklerinize, ilk tanıştıklarınıza, içinizin ısındıklarına kahve pişirin lakin şöyle taş ocakta pişmeli o kahve. Taş ocakta pişmiş kahve içmediyseniz türk kahvesi içtim demeyin bence. Sorup soruşturun nerde pişermiş , bulup için ne demek istediğimi anlarsınız.
  Sülüklü han da içtim bi kahve aman allahım dedim içerken ilk yudumda köpüklerini hissettim, ardından tatlı acımsılığını lakin yumuşak, akışkan ama leziz diğer yudumları ile her defasında yok böyle bir lezzet dedirtiyo bu taş ocakta pişen kahve.

   Evde pişirmek için taş ocak nerden bulunur napılır araştırma içersindeyim...
   Bulurum yakında merak etmeyin ama.
Hadi sizde bulun bi taş ocak kahvecisi ve bakın tadına.

Şimdiden afiyetle...